Çingeneler Kimdir? Çingene mi Roman mı?

Çingeneler Kimdir?

Genel olarak Çingene veya Roman denen halk, tarihi bilinmeyen bir dönemde Hindistan’dan göç etmişlerdir. Hindistan’da ki kast sisteminin en alt tabakasını temsil ettikleri düşünülen Çingeneler, Hindistan’dan yani anavatanlarından ayrıldıklarında ilk olarak İran topraklarına girmişlerdir. Çalgıcılık ve eğlenceye düşkünlüklerinden dolayı İranlılar, bu halka Çingene (çengi’den gelmektedir) demişlerdir.

İran üzerinden bir grup Karadeniz’in Kuzeyinden Avrupa’ya, bir grup Anadolu’ya, diğer bir grup ise Afrika Kıtası’nın kuzey güzergahı boyunca ilerlemişlerdir. Göçebe bir hayat süren bu halk, diğer yerli halklar tarafından sürekli hor görülmüşlerdir. Bu halk, içine kapalı bir toplum özelliği göstermiş, dışa evliliğe kapalı ve kendi içinden evliliklere onay veren bir kültürle, ırksal saflıklarını büyük oranda korumayı başarmışlardır.

Tarihi süreçte hor görülen bu halk, sürekli ötekileştirilmiş, kendi kültürel değerleri içerisine hapsedilmiştir. Osmanlıda Çingeneler, seyis veya cellat olarak görev almışlardır. Hitler Almanya’sında, hastalıklı bir politikayla, hastalıklı ırk olarak kabul edilen binlerce Çingene öldürülmüştür.

Çingenelerin, üzerinde anlaştıkları ırksal bir tanımlamaları yoktur. Bu onların bölük pörçük ve göçebe hayat tarzlarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca her komşu halk, onları kendi dillerinde adlandırmışlardır. Örneğin Osmanlı, kendilerinin anavatanı olarak Mısır’ı biliyorlardı. Bu yüzden Çingenelere Kıpti demişlerdir. Cumhuriyet döneminde ise Romanya’dan göç edip Trakya’ya göç edenlere Roman denmiştir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yaşayan Çingeneleri, Ermeniler ‘Poşa,’ Zazalar ‘Aşık’ ve Kürtler ‘Mırtıp’ olarak isimlendirmişlerdir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Çingeneler hala kapalı bir kültür içerisinde yaşamakta ısrarcı olmaktadırlar. Bunun nedenini salt onlara bağlamak gerçekçi olmaz. Komşu halkların onlara bakışı asıl etken olarak rol oynamaktadır. Kısmi de olsa okullaşma ve kamu görevlerinde bulunma oranları geçmişe nazaran artmış durumda. Gelir düzeyleri arttıkça toplumun ferdi olma eğilimleri de artmaktadır. Toplumla bütünleşme, toplum içerisinde kendini bir birey olarak görme süreci bir önceki yüzyıla oranla ülkemizde bu yüzyılda daha hızlı olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.