FIKRALAR

FIKRALAR

TEŞEKKÜR YEMEĞİ

Temel, Rize’de terzilik yapmaktaymış. Bir gün terzihanesine bir adam gelmiş ve elbisesindeki sökük yerlerin dikilmesini istemiş. Sökükler dikildikten sonra; teşekkür ederim ustam demiş ve gitmiş. Birkaç gün sonra gelip pantolonunun belini daraltmış ve tekrar teşekkür ederek gitmiş. Üçüncü kez gelerek takım elbisesini ütületmiş ve tekrar teşekkür ederek gitmek istemiş. Bunun üzerine terzi Temel terzihanesinin kapısın üzerinde adamın omzunu tutarak şöyle demiş;

Senin verdiğin teşekkürleri bir fileye koydum, eve götürdüm. Sofrayı kurun dedim. Filenin içindekileri sofranın üzerine döktüm. Çocuklar sofraya baktılar, baktılar hiçbir şey yiyemediler. Senin anlayacağın, benim çocuklar teşekkür yemiyor…!

Yalan Yarışı

Padişahın biri “yalan yarışı” diye bir yarışma düzenlemişti. Kim inanılması mümkün olmayan bir yalan söylerse yarışı o kazanacak ve padişah tarafından bin altınla ödüllendirilecekti. Ülkenin en usta yalancıları marifetlerini göstermeye başlamışlar.

Bir tanesi şöyle demiş:

– Padişahım, ben gökyüzüne merdiven kurdum.

Padişah karşılık vermiş.

– Olabilir, mümkündür.

Bir başkası şöyle demiş:

– Padişahım, ben okyanusun üzerine köprü kurdum.

Padişah buna da: – Olabilir, mümkündür, diye karşılık vermiş.

Daha bir çok usta yalancı usturuplu yalanlar söylemişler.

Ama padişah hepsine “mümkündür, olabilir” demiş. Hiçbirine “olamaz” dememiş.

Ama akıllının birisi padişaha:

– Padişahım, sizin merhum pederinizin, benim merhum pederime bin altın borcu vardı, deyince padişah yerinden fırlamış:

– Olamaz, demiş. Böylece adam yarışı kazanmış olmuş.

Kilisli Fıkrası

KİLİSLİ’nin biri İtalya’da Fiat fabrikasında çalışan bir işçiymiş… O zamanki Sovyet lideri Krusçev, resmi bir ziyaret için İtalya’ya gelmiş. Programda Fiat tesisleri de var. Fabrikanın tezgâhları arasında dolaşırken KİLİSLİ ye rastlamış. Herkesin gözü önünde “Vay KİLİSLİ li kardeşim ” diye sarılıp kucaklaşmış. Orada ayaküstü sohbet etmişler. Tüm protokol bu dostluktan şaşkın… Konuk gittikten sonra patron,, KİLİSLİ yi çağırıp, Krusçev’i nereden tanıdığını sormuş. Hemşehrimiz ‘Hiiiç’ demiş. Ben eskiden komünisttim. 1 Mayıs kutlamaları için parti beni Moskova’ya göndermişti. Orada tanışmıştım. Olay unutulmuş. Üç beş ay sonra bu kez Amerika Başkanı Nixon gelmiş İtalya’ya. Yine aynı program ve fabrika ziyareti… Tezgahların arasında “Vay KİLİSLİ kardeşim … Vay Nixon…” muhabbeti. İyice meraklanan patron ziyaretten sonra KİLİSLİ yi yine çağırtmış. Soru da cevap da aynı. Bir ara Amerika’ya göç etmeye kalkıştım. New York’ta başım polisle belaya girdi. Bu Nixon o zaman çiçeği burnunda bir avukattı. Beni o savunmuştu. Olay bu kadarla kalsa iyi. İki ay sonra Fransa Başkanı De Gaulle ziyaretinde de aynı manzara yaşanınca patron Agnelli derin bunalımlara girmiş. Kendisini tanıyan yok. Yanında çalışan KILİSLİ nin uluslararası çevresi var. – De Gaulle’ü nereden tanıyorsun? – Nazilere karşı Paris’te yeraltı savaşı yapıyorduk. Özel kuryesiydim. – Sen herkesi tanır mısın? – Evet, hemen hemen… Patron iyice hırslanmış. – Neredeyse Papa da arkadaşım diyeceksin. KİLİSLİ gülmüş. – Tabii. Yakın arkadaşımdır. Çıldırma noktasına gelen Agnelli haykırmış: – İspatla. İspatlayamazsan kovarım… KİLİSLİ ,, – Tamam, bu pazar ayininde Vatikan meydanında olun. Papa balkondan halkı takdis ederken ben yanında olacağım. Patron pazarı iple çekmiş. Vatikan’da Papa’yı bekleyen kalabalığın arasına karışıp beklemeye başlamış. Bir süre sonra Papa balkona çıkmış. Yanında Yine KİLİSLİ… Kalabalığa bakıp, patronunu bulmaya çalışıyor. O sırada bir kargaşa olmuş. Biri bayılmış. KİLİSLİ bayılanın kendi patronu olduğunu görünce Papa’ya “Bana müsaade” deyip meydana koşmuş. Agnelli yerde yatıyor. Bir iki kişi de ayıltmaya çalışıyor. KİLİSLİ çevresindekilere, “Bu benim patronumdur, ne oldu?” diye sorunca biri cevap vermiş: – Siz Papa ile balkona çıktığınızda bunun önünde iki Japon turist vardı. Japonlardan biri senin patronuna döndü. “Şu sağdaki bizim KİLİSLİ ama yanındaki kim?” diye sorunca seninki düşüp bayıldı.

FIKRALAR

ÇEKİCİ NEREYE VURACAĞINI BİLMEK!

Vaktiyle bir fabrika sahibinin fabrikasındaki makinelerden bir tanesi arızalanır. Makinenin arızalanması ile birlikte üretim durur ve her geçen süre patronun para kaybetmesi anlamına gelmektedir. Fabrikanın tüm teknik personeli, mühendisleri ve usta başları arızalanan makinenin arızasını gidermek için makinenin başına toplanır ama nafile. Bir türlü makinenin arızasını giderip çalıştırmayı başaramazlar.

Patron çaresiz bir şekilde arızayı gidermeye çalışan personelini izlemektedir.

O sırada fabrikanın bekçisi patronun yanına gelerek ” efendim, müsaadeniz olursa şehir merkezinde bir usta var. Elinden her iş gelir, tamir edemediği şey yoktur, onu çağıralım, bir de o baksın” der.

Her şeyden ümidini yitirmiş olan patron çaresiz bir şekilde bekçinin teklifini kabul eder ve bahsi geçen ustayı çağırırlar.

Usta fabrikaya gelir ve arızalı makinenin etrafında bir tur attıktan sonra yanında getirdiği alet çantasından bir çekiç çıkarır. Makinenin bir kaç yerini eliyle yokladıktan sonra tek bir defa çekiç ile vurur.

Daha sonra yetkili kişiye dönerek ” makineyi çalıştırır mısınız?” der.

Yetkili kişi makinenin başlat düğmesine basması ile birlikte makine tıkır-tıkır çalışmaya başlar.

Tüm personel şaşkınlık ve sevinç ile birbirlerine bakarken, uzaktan izleyen patron gülümsemeye başlar. Patron makinenin çalışması ile birlikte büyük bir mutluluk duyar.

Patron, kimsenin çalıştıramadığı makineyi çalıştırmayı başaran ustayı odasına bir çay içmeye davet eder. Bu sırada da ustaya olan minnettarlığını ifade etmek için teşekkürlerini sunar.

” Çok teşekkür ederim ustacım, sayende büyük bir zarardan kurtulduk, sana borcumuz ne kadar?” diye sorar.

Usta kendinden emin ve sakin bir şekilde, ” 1000 dolar efendim” der.

1000 dolar cümlesini duyan patronun gözleri fal taşı gibi açılır. ” Ne 1000 doları usta, ne yaptın Allah aşkına” der. Daha sonra ” madem öyle, senden ayrıntılı bir fatura istiyorum” diye ekler.

Usta yine kendinden emin bir şekilde ” hay hay efendim” diyerek çantasına uzanıp fatura koçanını çıkarır.

Faturayı yazıp imzalar, kaşeler ve patrona uzatır.

Patron faturanın detayını görmek için merakla alır.
Fatura şöyledir ;

Çekiç ile vurmak 1 dolar.

Çekici nereye vuracağını bilmek 999 dolar.

FIKRALAR

SAAT KAÇ?

Akıl hastanesine ziyarete giden adam, bankta oturan birine:

– Saatiniz kaç? diye sormuş.

Adam hemen içeri gidip, kağıt, pergel, kalem ve cetvel getirmiş. Büyük bir titizlik ile gölgeyi ölçüp biçmiş hesabını yapmış, sonra:

– Saat tam biri onbeş geçiyor, demiş.

Ziyaretçi:

– Harika! Sizi tebrik ederim ama güneşsiz bir havada gölgeyi ölçemezsiniz, o zaman ne yaparsınız? diye sormuş.

– O zaman da saatime bakarım, demiş.

FIKRALAR

YA TUTARSA

Nasreddin Hoca bir gün tarlasında çalışmaya gitmiş. Öğlen olmuş, göl kenarında bir ağaç altına oturup, evden getirdiği yoğurt ve ekmeği afiyetle yemiş. Sonra göl kenarına gidip tenceresini yıkamaya başlamış. Tenceresini yıkarken birisi bunu görüp sormuş.

-Hocam ne yapıyorsun ?

-Görmüyor musun! Göle maya çalıyorum, demiş Hoca .

Adam şaşırmış :

– Yahu Hocam, göl maya tutar mı hiç ?

-Ben de biliyorum ama ya tutarsa, demiş hoca.

FIKRALAR

SOLUCANA YÜZME ÖĞRETME FIKRASI

Polis, göl kıyısında balık tutan bir deliye yaklaşmış:

-Kusura bakma kardeş, burada balık tutmak yasak! demiş.

-Biliyorum, demiş deli.

-Biliyorsun madem ne yapıyorsun burada? diye sormuş polis.

-Ben balık tutmuyorum ki, demiş deli.

-Peki elindeki ne?

-Kamış.

-Kamışın ucundaki?

-Kıl.

-Kılın ucundaki?

-Solucan.

Balık tutmuyor da ne yapıyorsun öyleyse?

-Ne yapacağım; solucana yüzme öğretiyorum.

FIKRALAR

SÜNNETLEMEK

Nasreddin Hoca’nın evine bir gün üç kişi misafirliğe gelmiş. Üçü de birbirinden obur şeylermiş.

Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki tepsilerdeki yemek bitince, bunu da “sünnettir” diye ekmekle iyice sıyırıvermişler. Bu sırada odaya Hoca’nın oğlu girmiş. Adamlar Hoca’yı memnun etmek için:

-Aman ne güzel çocuk… Adı ne bunun? diye sormuşlar.

-Adı Farzdır, demiş Hoca.

Adamlar, şaşırıp birbirlerine bakmışlar:

-Bu ne biçim isim Hocam? diye sormuşlar. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.

Hoca hemen lafı koymuş:

-Yahu, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin?

FIKRALAR

ZOR CEVAP

Temel sınavdan çıkan oğluna sormuş.

-Ula uşağum nasil geçti sinavun, sorular zor miydi? Oğlu omzunu silkmiş ve:

-Yok babacuğum, sorular kolaydi ama cevaplari çok zor idi, demiş.

FIKRALAR

ENSEYE TOKAT FIKRASI

Adamın biri yolda gidiyormuş ensesine şak diye bir tokat yemiş, arkasına dönüp bakmış iri yarı bir adam.
-Ne oldu? Neden bana vurdunuz? demiş.
Adam:
-Seni bir arkadaşıma benzettim pardon kardeşim, demiş.
-Ama bu kadarda sert vurulmaz ki, demiş ensesine tokat yiyen adam. Tokadı atan adam da:
-Sana ne be! arkadaşım değil mi? istediğim gibi vururum, demiş.

FIKRALAR

BEŞ KURUŞ

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, arkasına dönüp bakmış, karşısında tanımadığı bir adam.

Nasrettin Hoca sormuş:

– Ne hakla vuruyorsun!

– Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, demiş adam.

Aralarında tartışmışlar. Anlaşacakları zor olacağından kadıya gitmeye karar vermişler.

Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış:

– Hoca, seni anlıyorum. Bu durumda herkes senin gibi öfkelenirdi. Gel bu davandan vaz geç, demiş.

Nasrettin Hoca ısrar etmiş:

– Olmaz, mahkeme yapılsın.

Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan adama dönüp kararını vermiş:

– Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya beş kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir

Nasrettin Hoca, para almaya giden adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama adam ortalıkta gözükmüyormuş.

Nasrettin Hoca daha fazla dayanamamış ve kadının ensesine bir tokat indirdikten sonra demiş ki:

– Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyemem, gelirse söyle ona, beş kuruşu sana versin.

ADIM RAMAZAN

Adamın biri yolda bir çocuk görmüş. Adını sormuş, çocuk tam adını söyleyecekken:

– Dur dur! demiş adam. “Ben tahmin edeyim senin adını. Sen sadece baş harfini söyle.”

Çocuk “Y” demiş.

Adam başlamış saymaya.

“Yunus”. Çocuk kafa sallamış “Yasin”, “Yılmaz”. Çocuk kafa sallamış… “Yusuf”. Çocuk yine kafa sallamış. Adam sinirlenmiş. Başlamış kız isimlerini saymaya.

“Yeliz?” Çocuk kafa sallamış. “Yeşim?” Çocuk kafa sallamış. En sonunda adam çok sinirlenip:

-Ne yahu senin adın? diye sormuş.

Çocuk:

-Yamazan, diye cevap vermiş.

HANGİSİ DAHA AKILLI

Dursun bebeğiyle Temelin evine misafirliğe gitmiş.

Dursun’un bebeği 12 aylık ve yürüyebiliyormuş. Temel’in ise 2 yaşındaymış ama yürümeyi hala öğrenememiş.

Dursun:

-Övünmek gibi olmasın benimki çok akıllıdır, demiş.

Temel:

-Benimki daha akıllı, baksana iki yaşına girmiş olmasına rağmen hala kendini bizlere taşıtıyor, demiş.

TEMELİN KORKULU RÜYASI

Temel, ayakkabılarını çıkarmadan yatağa girmiş.

Annesi:

-Ne o çıldırdın mı? diye sormuş.

Temel:

-Ne yapayım anacığım. Dün gece rüyamda köpekler beni kovalıyordu. Ayağımda ayakkabı yoktu diye koşarken ayaklarım çok acıdı. Bu gece de kovalarlarsa rahat kaçabileyim diye giydim, demiş.

ÇAY TAKIMI

Fadime, Fadikler’e misafirliğe gider. Fadime komşusuna hava atmak için şöyle demiş:

-Bizim evde bir çay takımı var, tam yirmi altı parçadır, demiş.

Fadik:

-Peki, o parça parça şeyleri nasıl kullanıyorsunuz? diye cevap vermiş.

DU YU SPİK İNGLİŞ

Temel bir gemide iş bulmuş. Gemi Liverpool Limanı’na yanaşmış. Temel iskeledeki İngiliz’den yardım istemek için bağırmış:

-Tut şu halatı!

İngiliz bir şey anlamamış.

Temel yine bağırmış:

-Tut şu halatı!

İngiliz’den gene cevap yok.

Temel, İngiliz’e bağırmış:

-Do you speak English?

-Yes! Yes! demiş İngiliz.

-O zaman tut şu halatı, demiş.

ASTRONOT TEMEL

Nasa uzaya deneme uçuşu gerçekleştirecekmiş. Temel de başvuranlar arasındaymış. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel, 6 aylık bir eğitim ile iyi bir astronot olmuş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel’in ilk işi; kendisine söylenildiği gibi kendisine verilen zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş.

Maymunun görevleri:

Nasa ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak, her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak, füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek, yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek vs. diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış:

‘Maymunu iyi besle’.

KİMİN ELİYDİ?

Temel’in arka cebinden cüzdanı çalınmıştı.

-Hırsızın elini cebine soktuğunu fark etmedin mi? diye sordular.

-Ula nerden bileydim, bir elin cebime girdiğini fark ettim ama kendi elim miydi değil miydi onu fark edemedim.

HİZMETÇİ

Evin hanımı işe başlayan hizmetçiye:

– Biz saat 8’de kalkar 9’da da kahvaltı yaparız. Sen ona göre hazırlanırsın tamam mı?

Hizmetçi gayet sakin bir şekilde:

– Uyanamazsam, beni beklemeyin, siz başlayın, demiş.

MİNAREDEN ATIP TUTMA

Temel bir gün Dursun’a:

-Ula ben seni minareden atar, iner aşağıda tutarım, demiş.

Dursun da tutamayacağını söylemiş ve iddiaya girmişler:

Minareye çıkmışlar, Temel Dursun’u tuttuğu gibi aşağı atmış ve hızla minareden inmiş. Dursun yerde can çekişirken, Temel gelmiş. Dursun kızgın bir halde:

-Ula hani tutacaktın beni?

Temel:

-Ula ne konuşuyorsun, sen de yavaş inip beni bekleyeydin.

DİLENCİ SLOGANI

Ali ile Veli İstanbul’a dilencilik yapmak için gitmiş ve şehrin farklı yerlerinde dileniyorlarmış. Ali günde 10-15 lirayı zor toplarken Veli her gün 10 liralık kağıt paralarla dolu bir bavul ile evine dönüyormuş.

– Nasıl topluyorsun o kadar parayı? diye sormuş Ali.

– Dileniş sloganın yanlış, diye cevap vermiş Veli.

– İşsizim, karım ve 10 çocuğum var. Bir sadaka lütfen, diye dileniyorum, demiş Ali.

-Abi, memlekete döneceğim ama 10 liram eksik, diyorum ve bavulumu dolduruyorum. Sen, sen ol, bunları söyle, demiş Veli.

HIRSIZIN SIRRI

Yargıç, hırsıza sorar:

-Söyle bakalım, soyduğun dükkana nasıl girdin?

Hırsız, biraz düşündükten sonra soruyu yanıtlamış.

-Sayın hakim, biz buraya yargılanmaya mı, yoksa meslek sırrı vermeye mi geldik.

Temel’in Kedi Oyunu

Temel, annesinin sakladığı pastayı bulamamış ve annesine;

-Anacığım seninle kedi oyunu oynayalım mı? diye sormuş.

-Ne oyunuymuş bu? Diye sormuş annesi.

-Çok basit anacığım ben kedi olacağım, sende kediyi pastayla doyuran iyi kalpli kadın olacaksın, demiş.

FIKRALAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.