Keçi, Koyun, Kuzu, Köpek ve On iki Kurt

Keçi, Koyun, Kuzu, Köpek ve On iki Kurt

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde buralardan uzak bir çiftlikte bir keçi, bir koyun, bir kuzu ve bir köpek yaşarmış. Bunlar bir gün çiftlikteki hayatlarından sıkılıp evlerinden ayrılmışlar. Niyetleri sıkıcı hayatlarına heyecan katmakmış. Az gitmişler uz gitmişler uçsuz bucaksız bir yere varmışlar. Etrafta olan yiyeceklerden biraz yedikten sonra uzakta bir ışık görmüşler.

Keçi:

“Keşke şimdi içinizden biri bana bir nargile getirebilseniz,” demiş.

Diğeri:

“Bu zor bir iş değil. Köpek nargilenin suyunu, kuzu tönbekisini, koyun da ateşini getirir, böylece nargileyi yaparız,” demişler.

Bunun ardından koyun, ateşi bulabilmek için yola koyulmuş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, sonunda o ışığa yaklaşmış. Tam ışığa yaklaşınca bir de ne görsün, karşısında
on iki tane kurt, ateşin etrafına oturmuş ısınıyorlar. Kurtları gören koyun çok korkmuş, fakat artık geri dönmenin de mümkün olmadığını görmüş. Mecburiyetten kurtların yanlarına yaklaşarak selam vermiş.

Kurtlar selamı aldıktan sonra:

“Oo… Hoş geldin koyun kardeş, burası nere sen nere, buraya nasıl geldin?”

Koyun korkarak cevap vermiş:

“Arkadaşlarıma nargile yapacağım da onun için ateş almaya geldim,” demiş. Kurtlardan birisi:

“Sen uzak yerden geldin. Yorulmuşsundur, gel biraz dinlen, senin istediğin ateş olsun, veririz,” demişler. Koyun da istememesine rağmen oturmak zorunda kalmış. Kurtlardan birisi arkadaşlarına:

“Daha ne bekliyoruz, haydi yemeye başlayalım,” demiş. Diğerleri:

“Sabredin, diğerleri de gelsin,” demişler.

Keçi, uzun süre koyunu beklemiş, gelmediğini görünce kuzunun yanına giderek:

“Git bak bakalım, koyunun başına bir iş mi geldi?” demiş.

Kuzu, yola çıktıktan bir süre sonra kurtların bulunduğu yere varmış. Oraya varınca bir de ne görsün, karşısında tam on iki tane kurt, zavallı koyunu ortalarına almış bekliyorlarmış. Kuzu,
korkudan tir tir titriyormuş, fakat hiç belli etmeden koyuna bağırmış:

“Ah, seni yaramaz seni! Sen buraya neye gelmiştin? Ateş mi getirecektin, yoksa bu beylerle oturup sohbet mi edecektin? Çabuk kalk, önüme düş sonra keçinin nargilesinin vakti geçer,” demiş.

Kurtlar:

“Kuzu kardeş, yorgun argın nereye gidiyorsunuz, gelin biraz dinlenin, sonra birlikte gidersiniz,” demişler.

Kuzu, korkusundan sesini çıkartamadan, işaret edilen yere geçip oturmuş. Kurtlardan birisi arkadaşlarına:

“Daha ne bekliyoruz? Yemeye başlayalım,” demiş.

“Acele etme arkadaş, diğerleri de gelsin. Bunlar hangimize yetecek?” demişler. Keçi, bir sabreder, iki sabreder, bakar ki gelen giden yok, köpeği çağırarak:

“Köpek, kalk da şunların arkasından git, bakalım nerede kaldılar?” demiş.

Köpek, yerinden kalkıp arkadaşlarının peşine düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş sonunda ışığın olduğu yere varmış. Vardığında bir de bakmış ki, ne görsün! Koyun ile kuzu bey kurtların arasına oturup, onlarla sohbet ediyormuş. Kendi kendine cesaretli görünmeye çalışarak, arkadaşlarına bağırmış:

“Koyun ile kuzu, bu yaptığınız çok ayıp. Meğer keçi sizi bu beylerle sohbet edesiniz diye göndermiş. Oturmuş sohbet ediyorsunuz. Çabuk kalkın eve gidelim, keçinin nargilesinin vakti
geçmek üzere,” diye kızmış.

Kurtlardan birisi:

“Köpek kardeş, boşuna bağırıp çağırma, bu zavallıların hiç suçu yok, bunları biz bırakmadık. Sen de gel biraz dinlen, sonra gidersin,” demişler.

Köpek korkusundan sesini çıkartmadan gidip gösterilen yere oturmuş. Diğer tarafta keçi uzun süre beklemiş, köpeğin de gelmediğini görünce, kendisi gitmeye karar vermiş. Işığın olduğu tarafa doğru ilerlerken yolu üzerinde kurt ölüsü ile karşılaşmış. Keçi, buna öyle bir boynuz vurmuş ki, kurdun leşinin bazı parçaları, boynuzlarının üstünde kalmış. Keçi, bu duruma sevinmiş ve üzerini başını temizlemeden yola çıkmış. Yolu üzerinde giderken bir de ne
görsün. On iki kurt, zavallı arkadaşlarını ortalarına almış oturuyorlarmış. Keçi, arkadaşlarına bağırmış:

“Hey arkadaşlar! Ben sizi ateşin peşine mi, yoksa bu arkadaşlarla sohbet edin diye mi gönderdim?”

Kurtlardan birisi:

“Keçi kardeş, kızmana gerek yok? Gel otur da biraz dinlen,” demiş. Keçi bakmış ki, durum pek iç açıcı değil, kurtlardan tarafa dönerek:

“Hey it oğlu itler, sizi iyi yerde yakaladım, dedeleriniz bana borçlu idi. Yedi tanesini yedim, birisinin ölüsünü de başıma taktım. Demek ki, geriye kalanları da sizlersiniz. Köpek, çabuk
yakala bunları, yiyeceğim. Korkaklar hemen kaçmasın,” demiş.

Bu sözleri işiten kurt sürüsü hemen tabanı yağlayıp kaçmış. Öyle bir kaçma ki, peşlerinden rüzgar bile yetişemezmiş. Köpek de peşlerinden havlamaya devam etmiş. Bu olaydan sonra keçi ve arkadaşları evlerine gelmişler ve kendi aralarında konuşmaya başlamışlar:

“Arkadaşlar, kurtlar biraz kaçtıktan sonra, bizim onları yiyemeyeceğimizi anlayıp geri dönerler. En iyisi biz hemen kaçalım,” demişler.

Bunlar, saklanmak için yola çıkmışlar. Gide gide eğri büğrü bir ağaç bulmuşlar. Keçi, ağacın en yüksek yerine çıkmış. Köpek onun altına, koyun da köpeğin altındaki dala yerleşmiş. Zavallı kuzu ise en alttaki dala çıkıp beklemeye başlamış.

Bunlar ağacın başında beklerken, kurtlar biraz koştuktan sonra durmuşlar. Aralarından birisi:

“Ya arkadaşlar, keçi nere, kurtların ondan korkması nere? Bu olacak iş mi? En iyisi dönüp, bunlardan intikamımızı alalım” demiş. Kurdun diğer arkadaşları da bu fikri kabul etmişler ve geriye dönmüşler. Sonra keçilerin saklandığı ağacın altına gelip sohbet etmeye başlamışlar.
En sonunda da keçileri bulmak için fala bakmaya başlamışlar. Kurtlardan birisi, keçi ve arkadaşlarının nerede olduğunu öğrenmek için fala bakarken, en alttaki dalın üzerinde bulunan kuzu, korkudan aşağıya düşmüş. Keçi bakmış ki işler bozulacak, yukarıdan bağırmaya başlamış:

“Kurtları yakalayın. Kuzu kardeş, o it oğlu it falcıyı tut kaçmasın, siz de diğerlerini yakalayın.”

Sesi duyan kurt sürüsü rüzgâr gibi kaçmaya başlamış. Keçi:

“Biz, onlar dönmeden başımızın çaresine bakalım,” demiş. Hemen bir çukur kazıp içine köpeği saklamışlar. Sonra çukurun üstünü kapatıp, mezar gibi yapmışlar.

Diğer taraftan kurtlar, tabana kuvvet kaçarken karşılarına bir tilki çıkmış.

Tilki:

“Hayrola arkadaşlar, böyle harıl harıl nereye gidiyorsunuz?” diye sormuş. Kurtlardan birisi tilkiye cevap vermiş:

“Bizi yemek isteyen keçiden kaçıyoruz.”

Tilki gülerek:

“O sizi aldatmış. Keçi nere sizi yemek nere, dönün gidelim,” demiş.

Tilki, kurtlara o kadar çok dil dökmüş ki, sonunda hepsini ikna etmiş. Sonunda birlikte geriye dönmüşler. Keçi bakmış ki tilki, bütün kurtları yanına almış kendilerine doğru geliyormuş. Keçi, onlara uzaktan bağırmış:

“Ey tilki kardeş, borcunun devamını mı getiriyorsun? Rahmetli babanın yirmi dört kurt borcu vardı. İki hafta önce bunların on ikisini getirmiştin, şimdi de geriye kalanını mı getiriyorsun,
aferin sana, her zaman böyle borcuna sadık ol,” demiş.

Bu sözü duyan kurtlar, tilkiye dönerek:

“Arkadaş, sen bizi ölüme mi götürüyorsun?” demişler.

Tilki:

“Bir deli söyledi, diğer deli inandı. Yahu bu keçi yalan söylüyor. Keçinin kurdu yediği nerede görülmüş?”

Konuşmaları duyan keçi söze karışır:

“Tilki kardeş, eğer sen doğru söylüyorsan gel bu mezara yemin et. Ben de inanıp senin borçlu olmadığını kabul edeyim.” demiş.

Tilki, köpeğin gömülü olduğu yere gelerek:

“Eğer yalan söylersem, bu mezardaki kişi bana gazap eylesin,” diye yemin etmiş.

Tilkinin sözünü bitirmesi ile birlikte köpek çukurdan sıçrayarak tilkiyi boğazından ısırmış. Tilki neye uğradığını anlamadan gerisin geri kaçmış. Bu durumu gören kurtlar, tekrar kaçmaya başlamışlar.

Keçi, bir de bakmış ki güneş doğmak üzere, arkadaşlarına dönerek:

“En iyisi çiftliğimize geri dönelim. Yoksa kurtlar eninde sonunda bizi afiyetle yerler,” demiş.

Arkadaşları, keçinin dediğine katılmışlar ve en güvenli yerin, çiftlik olduğunu anlayıp, sahiplerinin yanına geri dönmüşler.

Keçi, Koyun, Kuzu, Köpek ve On iki Kurt masalımız da burada bitmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.